Yaz

Text

Denizden çıkmış ıslak bedeniyle, davetkâr bir tavır barındırıyordu kadın.
“Kadınım!”
diyebilmeli böylesine.
Bu dişiliğinde bir sınırı var elbette.
Demir parmaklıklar kurmuş önüne sevgilisi
Hani o birkaç yılını verdiği..
Her günün rutinini sergiler gibi gözleri. Birlikteliklerinin bir duruşu olsun, isteği.
Bense hepsini birden hissediyorum.
Bir yanımda cırcır böceklerinin melodik yakarışını,
Üzerimden dokunurcasına geçen sakin ama sürekli rüzgarın dinginliğini
ve
Estetik hareketlerini irite bulamadığım bir kadının yaşamını.. Hissedebiliyorum.
Yaşanıyor, bir “an” içinde

Text

  Önce yorgunluğumu anlattım. Hayatın bir anında boşlukta durduğumu. Daha sonra insansızlığımı, kadınsızlığımı, yalnızlığımı anlattım. Kaçmak istiyordu gözleri ama korkunun olağan akışında sonuca varamıyordu düşünceler. Eylemsizlik içinde kala kalmıştı ya da gerçekten acıyordu bana. Bu en kötüsüydü zamansızlığımın içindeki olasıkların. 

  Ben acılarımın değil sevgimin, kendi yoğurduğum anlamıyla ve yoğunluğuyla görülebilmesini diliyordum. Evvela hep dışarıdan bakıldığından mı, hükmedemediğim yüzeysellikte, kaybediyordum. ( Hiç erişilememiş bir duygunun umudunu.) “Var olma” durumu içinde başkalarının anlamlarını değiştirmek bana mı kalmıştı sanki.

  Hep benimle birlikte uyanacak, duru ve güzel bir yüz görmeyi isterdim. Göreceğim bu yüzün binlerce kitaptan öğrenemeyeceğim, güne başka bir insanın sınırlarıyla başlamaya katlanabileceğimi anlatmasını umut ederdim. Benliğimin bir ruha yönelip, bir evin kapısından değil, dönmek aklında olmayan bir kuş gibi süzülmesini beklerdim pencereden.

  Geride kalan insanlar, eşyalar, olgularımız, birikmişliklerimiz içinde hiçbir surette acıyı yansıtmak değildi amacım. Bir cesareti sergilemek değildi. Her gidişin bir doğasının olduğunu ve durduğum anın ortasında, hiç olmazsa yarattığım anlamlar kaybolmadan beni tutacak, okşayacak ve bencilliğimi benim yerime saklayacak bir ruhun yaşatacağı umuda muhtaçtım. Bu muhtaçlığım ise acınılmayı gerektirmiyordu. Belki çırpınışlarım trajedik geliyordu seyredenlere. Oysa ağlar ile çekilen balıkların çıpınışları ile uyuşmuyordu amacım. Ne ölümden kaçmaya çalışıyordum ne etrafımızı sarmış olan sistemin buyruklarından. Sınırsızlığın farkında olan “ben”den kaçıyordum. Katlanabileceğim, rutinine bağımlı olacağım, boşluklarımı doldurmasada unutturacak bir umudun peşinden koşuyordum.

  Sonunda gözlerini kaçırmıştı kadın. Sıkılmışlığının kokusu yayılıyordu her yere. Bense donuk bir anı olarak dikiyordum heykelimi, yoksunluk ifadesi ile bakılmamak üzere, bir çay bahçesine. Delirten sonsuzluğu ile akıyor yaşam. Çaylar demli. Bu bile hala hayatta olanlar için bir teselli.

                                                                                             Onur F. AYPAR

E

Text

Saf babaların ve akbabaların ortasında
Bir Edip Cansever gözlüğüyüm
Oval köşeli, sertliğinden kırılgan
Ardımdaki gözler mırıldar

Text

yaşanamamışlıkların esaretinde ömür
renkleri ayırt etmekten uzak
“yalın”ın süzgecinden
kadın sadece kadın
erkek sadece erkek

değişmiyor
salınan korkuların hükmünde akıl
duvar örülmüş
surata çarpıyor haykırışın yankısı
“Yıkıl!”

..

Text

 Deprem oldu. Dağıldık. Anlayamadım önceleri. Durup düşünecek zaman yoktu. Çocuklar iyi yetişsin, bu acıyı hissetmesin diye, sanki bir ütopya kurdu anam babam.  Ödün verdiler koşulsuz.

 Sadece, babam gelemedi temelli . Her şeyin ortasında ve algısı açıkken bütün felakete, uzak kaldı kanından canından. Yalan yok. Yalnız kaldı bütün. Yaşayan, yaşadığını sanan ve vefat eden bütün dostları arasında, bizden uzak, benden uzak, tek başınaydı.

 Uzakta yaşadığımız hayat vardı merak ettiği. Kokusunu özlediği çocukları vardı, gün be gün. Hoş bizimki çok da gösteremez sevdiğini. Eli her değdiğinde ağar gelirdi bana, can yakardı. Sonraları anladım, yükü ağardı.

 Yıkılan binaların yanında dimdik durdu. Nasıl olsa, bize bir şey olmamıştı. İsyansız çıktı yola. Her hafta…

 Olgunlaştıkça tanıdım ben babamı. Anaya benzemez, hep sorgulatırdı kendini.İçini görebilecek kadar derin bakmamışım demek önceleri.

Lakin artık anladım, bu nasıl sevgi.  Söylemesen de, bil(e)mesen de okşamayı, içinde yer edebilmekmiş . İstekle aranacak alt metni yazabilmek ve bu emeği umuda katmakmış sevgi.

    Temeli de düşünmemekmiş karşılığını. 

Photo

#my #tattoo #by #utkuravisunaç

Audio
Text

bakarım geceye tam ortasından

duyarım

her şey net ve tahmin içi edalarda

yok sayarken eşitliği, bir mülkün bile sınırları

kaybolmaya yakın ruhlar gece sefasında

dünyanın dönmesi yabancı

bir yunus hissediyor insanlığın karanlığını

yüzerken kendi kanında

nefes alamadan

bir hançer daha saplanıyor bedenine

günahı: yaşamak için yemek

artık hakaret, insanın insan olmasında

bakarım sabaha tam ortasından

her şey alındaki yazıyla tercihler arasında

bir devlet kurmuş yaratık

aklının almadığı derinliklerde

özgürlüğünü yitirmiş vahşetiyle

oksijensiz kalıp tarihinde

kavuşuyor ölümüne

sonrası meçhul kucaklaşmalar

sonrası meçhul kavgalar..